MEDDAH

Meddahlık, taklit ve canlandırmalarla dinleyiciyi eğlendirmek amacıyla öykü anlatma sanatı olarak tanımlanabilir. Bu sanatı icra edenlere Arapça öven, metheden anlamında meddah denilmektedir. Meddah, sanatını icra ederken bir sandalye üzerine oturmakta, değnek (pastav) ve mendil (makreme) gibi aksesuarlar kullanarak öyküsünde canlandırmalar ve taklitler yapmaktadır. Değnek dinleyicinin dikkatini çekmek ve anlatımları güçlendirmek için bir ses efekti olarak kullanılabildiği gibi oyunda anlatılan eşya ve canlıların temsili için de kullanılmaktadır. Mendil ise ses değiştirmek veya çeşitli karakterlere bürünmek için kullanılmaktadır. Meddahların oyunlarında kullandığı bu eşyaların meddahlık geleneği içinde simgesel anlamaları olduğuna ilişkin tarihi kayıtlar da vardır. Meddah öyküsünü anlatmaya değneğini yere üç defa vurarak Hak dostum, hak sözleriyle ve bir tekerlemeyle başlar. Kişi ve yer adları yüzünden kimse üzerine alınmasın diye isim isme, kisip kisbe, semt semte benzer, geçmiş zaman söylenir, yalan gerçek vakit geçer şeklinde bir ifade kullanarak kimseyi gücendirmemeye çalışır. Anlatım esnasında bazen duraklayıp dinleyicinin anlamasına ve yorum yapmasına olanak tanır, bazen de en heyecanlı yerde keserek dinleyenlerden para toplar. İcrasını her ne kadar sürçülisan ettikse affola diyerek tamamlar.

KUKLA

Kukla oyunları; tek aktörlü, üç boyutlu, taklide, söze ve karşılıklı konuşmaya dayalı geleneksel tiyatro türlerindendir. İple, sopayla, parmakla ya da elle oynatılan türleri vardır. Kukla Anadolu’da korkolcak, korçak, kaburcuk, koğurcak, kavur, piyade çadırı, hayal, çadır hayal, çadır cemal gibi adlarla da bilinmektedir. Anadolu’daki tarihinin çok eskilere gittiği arkeolojik buluntularla ortaya konan kukla oyunlarının Türkiye’ye Orta Asya, İran, Hindistan, İspanya ve Portekiz’den getirildiği yönünde görüşler de bulunmaktadır. 17. yüzyıl başlarında ulusların kendi kukla tiplerini oluşturmaya başlamasıyla Anadolu’da da İbiş tiplemesi ortaya çıkmıştır. Başlangıçta kutsal varlıkları simgeleyen kukla, daha sonraları eğlence nitelikli bir sanata dönüşmüş, yeni ve güncel tiplemeler de canlandırılmıştır. Peltek ve çok konuşmaları, konuşulanları ters anlamaları, hazır cevaplıkları, abartılı görünüşleri; cahil, saf ve aynı zamanda kurnaz oluşları kuklaların belli başlı ortak özellikleridir. Tahtadan, bezden, hamurdan, kağıttan ya da alçıdan yapılan kuklalar, bir kuklacı tarafından oynatılır. En yaygın ve eski kukla çeşidi eldiven gibi giyilerek parmakla hareket ettirilen el kuklalarıdır. Kuklacı el kuklalarını oynatırken küçük bir sahnenin altına gizlenir, iki eline geçirdiği iki kuklayı karşılıklı konuşturur ve onlara türlü hareketler yaptırır. Bir başka el kuklası türünde perde kullanılmaz, kuklacı yere yatar üzeri örtülerek gizlenir, her iki elinin işaret parmağı ile baş ve orta parmaklarına birer kaşık bağlanır ve bunlar kukla olarak oynatılır. El kuklasında Anadolu’daki en ünlü tipleme olan İbiş; hazırcevap, neşeli, beceriksiz, patavatsız, bir tiptir. Bunlara rağmen zengin bir evde uşaklık yapmaktadır. Kalın kara kaşlı, kel, kırmızı yanaklı, koca kulaklı, kızarık burunludur. Başında ucu püsküllü bir külah bulunur. Çalıştığı evin genç kızına aşıktır. Oyunda evin beyi, beyin oğlu ve kızı, aşçı, deli vb. tiplemeler de yer alır.

KARAGÖZ

Karagöz;deve veya manda derisinden yapılan ve tasvir adı verilen insan, hayvan veya eşya şekillerinin çubuklara takılıp arkadan yansıtılan ışıkla beyaz perde üzerinde hareket ettirildiği bir gölge oyunu türüdür. Küşteri meydanı olarak anılan Karagöz perdesinin ismi Şeyh Küşteri isimli tarihi bir simaya dayandırılmaktadır: Bir rivayete göre oyunun başkarakterleri olan Karagöz ve Hacivat bir cami inşaatında çalıştıkları sırada işi aksatmalarından dolayı dönemin padişahı Sultan Orhan tarafından öldürtülürler fakat Sultan sonradan pişman olur; Sultan’ın üzüldüğünü gören Şeyh Küşteri, Karagöz ve Hacivat’ın suretlerini yaparak perdede oynatır. Bu yüzden Karagözcüler, bu sanatın yaratıcısı olarak Şeyh Küşteri’yi pirleri kabul ederler Karagöz, sanatçının performansına dayalı bir gölge oyunu olup Karagöz ve Hacivat arasında geçen karşılıklı komik diyaloglar ve atışmalara dayanır. Güldürü özelliği kelime oyunları, danslar ve hareketlerle sağlanır. Oyununun başkarakteri olan Karagöz eğitim görmemiş, cesur, tepkilerini açıkça gösteren, çabuk öfkelenip kavga eden, yalancılığa ve ikiyüzlülüğe tahammül edemeyen gerçekçi bir halk adamı olarak oyundaki Hacivat, Çelebi, Tiryaki gibi eğitimli tiplerin konuşmalarını anlamaz ya da anlamaz görünüp sözcüklere ters anlamlar yükler. Bu karşıtlıklardan çeşitli komiklikler doğar. Her işe burnunu sokan, patavatsız yapısından dolayı sık sık zor durumda kalan Karagöz, oyunun sonunda bir yolunu bulup işin içinden sıyrılmayı başarır. Hacivat ise Karagöz’ün tam tersi karakterdedir. Eğitim görmüş, iyi konuşan, bilgili, kişisel çıkarlarını ön planda tutan, kurulu düzeni kabul eden, içten pazarlıklı, nabza göre şerbet veren, tüm mahallelinin akıl danıştığı ve yardım istediği kurnaz bir tiptir. Karagöz'ü çalıştırarak onun sırtından geçinmeye çalışır. Oyunda Karagöz ve Hacivat dışında Zenne, Çelebi, Tiryaki, Beberuhi, Laz, Kayserili, Kastamonulu, Rumelili Arap, Kürt, Arnavut, Frenk/Rum, Ermeni, Yahudi, Matiz, Külhanbeyi ve Çengi gibi farklı karakterler bulunmaktadır.

ORTAOYUNU

Geleneksel Türk Tiyatrosunda karagöz, kukla gibi bir araçla oynatılan, meddah gibi tek anlatıcılı sözlü seyirlik oyunlarının yanında canlı oyuncularla oynanan “Ortaoyunu” da bulunmaktadır. Oyunun başkişileri Kavuklu ve Pişekâr’dır. Ortaoyunu, karagözün perdeden yere inmiş hali olarak da tanımlanır. Ortaoyunu seyircinin çevrelediği bir meydanda belli bir konu etrafında herhangi bir yazılı metne bağlı kalmadan, canlı oyuncularla oynanan doğmaca bir oyun türüdür. Yüzyıllar boyunca dramatik özellikte, kişileştirmeye dayanan sözlü oyunların (Karagöz, kukla, dans, curcuna, meddah ve hokkabazlık) karışımından doğma bir gelişimle ortaoyunu en son biçimini almıştır. Oyun daha çok söze dayanmakla birlikte, hareket ve tavırlara da yer verilir. Pişekâr oyunun başında ve sonunda oyunculara doğrudan seslenir. Oyunu tanıtır, kusurları için özür diler, gelecek oyun hakkında bilgi verir, duyurusunu yapar.

HOKKABAZ

Hokkabazlık, kökeni çok eskilere dayanan bir seyirlik oyundur. Hokkabaz ve yamağı arasındaki uzun güldürücü söz oyunları ile bir çeşit ortaoyunu gibi sunulur. Yamak; hokkabazdan korkan, oyunun hilesini çözmeye çalışan kişi olarak seyirciyi güldürmek amaçlı hareket eden kişidir. Hokkabazın elinde “şakşak” bulunmaktadır. Hokka ustasına pehlivan da denildiği bilinmektedir. Hokka oyununda üç kap ve üç küçük yuvarlak kullanılır. Altı boş gösterilen hokkanın içinden topun çıkması ya da içine top konulduğu sanılan hokkaların açılınca boş gösterilmesidir. Bu oyun hokkaların top sayısını arttırarak, boylarını büyüterek ya da başka nesneler ile uzatılıp geliştirilebilir.